Merhaba dostlar,
Mart ayını da kitaplarla, bol bol okuyarak geçirdim. Bu pandemi döneminde evde işlerimden, mutfak denemelerimden arta kalan zamanımda en güzel aktivitem kitap okumak. Böylece hem başka diyarlara seyahat ediyorum, hemde yeni insanlar tanıyıp onların hayatlarından, yaşadıklarından bir şeyler öğreniyorum. Bu öğrendiklerimi de sizlerle paylaşmak, blog yazılarımda kalıcı olmasını istiyorum.
O zaman Mart ayının ilk kitabı olan BELLA ile başlayalım

Mart ayında okuduğum ilk kitap ilk defa okuduğum bir yazar olan Stella Aciman’ın BELLA isimli kitabı. Roman tesadüfen elime geçti. Hepsiburada üzerinden sevgili eşimin verdiği kitap siparişleri arasından hediye kitap olarak geldiğinde böylesine ilginç bir konu ile karşılaşacağımı düşünmemiştim. Gelelim mi kitabımızın konusuna.. Bella Leh Yahudisi genç bir kadın. 19 yaşında kendisi gibi bir Yahudi olan Dario ile evleniyor. Fakat kısa bir süre sonra aslında kocasını çok da fazla sevmediğini ani bir karar ile evlendiğinin farkına varıyor. Anne-Baba baskısından dolayı boşanmayı göze alıp güçlü duramadığı için de başına hiç olmadık işler geliyor. Bazı konular +18 olmakla birlikte bir kadının hayatının, cinsel kimliğinin nasıl değiştiğini ilgi ve merakla okudum. Kitapta, din, tarikat, dolandırıcılık, sevgi, aşk, ihanet ve pişmanlık ne ararsanız var. Daha fazla spoiler vermeden nasıl devam edeceğimi bilemediğim için bence burada keseyim yazmayı ☺️ Ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim 💕
Mart ayı ikinci kitabımda “Paris’ten Sevgilerle”

Arkadya yayınlarından Alexandra Potter’in orijinal adı Love From Paris. Süper diyemeyeceğim güzel bir kitap. Gelelim konusuna.. Bazı yerler manasızca uzatılmış, bazen fazlaca tasvire yer verilmiş olsa da kitap 1939 da savaş zamanı iki farklı ülke insanının imkansız aşkını konu alan günümüze gelen ve mektuplarla 1939 yılına dönen son zamanlarda moda olduğu üzere iki ayrı dönemde geçen iki ayrı aşk hikayesi.💕 aşk hikayeleri beni her zaman rahatlatan kafamı boşaltan kitap türlerinden olduğu için size de tavsiye kitap olarak öneririm. Maalesef yoğun ve yorucu bir ay geçirdiğim için bu ay çok fazla kitap okuyamadım planımın gerisinde kaldım açıkçası. Ama en kısa zamanda toparlayıp planıma sadık kalacağımı umut ediyorum🙏🏻. Öncelikle sağlık olsun gerisi kolay☺️
Bu ayın üçüncü kitabı ise “Beyaz Filin Gözyaşları“

Yine Arkadya Yayınlarından Ellen Marie Wiseman’ın Beyaz Filin Gözyaşları kitabını ayın üçüncü kitabı olarak okudum bitti Nasıl güzel bir anlatım, nasıl iç burkan bir hikaye.. yine bazı yerlerinde çok üzülerek, bazı yerlerinde tamam bu kez mutlu olacak diye diye bitirdim kitabı. Ama anneciğimin bir sözü var ki bu kitaba tam olarak uyuyor. Der ki anneciğim“ ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek oraya gider” bu romanda da aynen öyle. Kitabımızın konusu ise şöyle; Çocukları olmayan bir çiftin uzun uğraşlar ve tanrıya yalvarmalar sonucunda bir bebekleri olur. Ama bu bebek Albino olarak doğar ve trajik hikaye böyle başlar. Annesi bebeğinin ten renginden dolayı onu şeytanın gönderdiğine inanır ve ölmesi için kocasına bebeği ormana bırakmasını ondan kurtulmasını ister. Fakat bebeğine kıyamayan babası onu evlerinin çatı katında bir odaya yerleştirir. Lilly’nin acı dolu hikayesi böylece başlar. 9 yaşına geldiğinde annesi tarafından bir sirke satılır. Burada da çilesi devam eder. En yakın dostları sirk hayvanları, özellikle de Fil Pepper ve fil performansçısı Cole olur. Çocuk istismarı ve hayvan istismarını konu alan kitap 1930’lu yıllarda Amerika’da geçiyor. Kitap Yazarın akıcı dili ve güzel tasvirleri ile biraz üzülerek ama severek okuduğum kitaplar arasında yerini aldı. Size de tavsiye kitap 📚 olarak öneririm.
Bu ay maalesef planlarımın gerisinde kaldım. Bir takım sağlık problemleri, işler güçler derken hepi topu 3 kitap bitti . Nisan ayı kitaplarında görüşmek üzere sağlıkla, mutlu ve kitapla kalın. 💕