Bükreş

Merhaba sevgili dostlar,
Sabah 02:45 den beri yollardayız ve sabah yerel saat ile 08:45 de sisli ve soğuk Bükreş sabahına iniş yaptık. Otelimize yerleştikten sonra kendimizi Bükreş sokaklarına attık. İstikamet Old Town 😉
İlginçtir ki ilk defa bir şehrin tarihi bölgesinde Türk markaları ile karşılaştım ve okuyan dostlara komik gelecek belki ama gerçekten sanki aileden birini görmüş gibi oldum 😄
Bakın kimler gördüm 😉

Bükreş’te ilk günü biraz erken olarak tamamladık. Malumunuz üzere sabah 02:00 den beri yollardayız. Bu gece güzelce dinlenelim ki yarın zinde olalım dedik. Şimdi sizlerle bu gün gördüğüm yerleri paylaşmak istiyorum.
Romanya’nın başkenti Bükreş’e “Doğu’nun Küçük Paris’i” yakıştırması yapılıyor. Buna neden olarak sahip olduğu Fransız mimarisi etkisindeki yapıları gösterebiliriz. Ancak Bükreş’i sadece Paris’e benzerliği yönünden değerlendirirsek, bu güzel şehre biraz da haksızlık yapmış oluruz. Bükreş görkemli yapıların yanı sıra müzeleri, parkları, eğlence hayatı ve yeme içme özellikleri ile çok özel bir şehir…

I. Carol Üniversitesi Kütüphanesi
Cec Sarayı
Romanya Ulusal Bankası
Bu pasajın hikayesi de oldukça ilginç. Katalan bir mimar Rumen bir zenginin kızı ile evlenince düğün hediyesi olarak ona bu sokağı hediye ediyorlar. Depremde hasar gören sokağı mimar Fransız tarzı bir pasaja dönüştürüyor.

Ve tabii ki olmazsa olmaz market fotoğrafları. Hazır pişmiş soğuk ürünler reyonunda kızartılmış balıktan, ızgara tavuğa, makarna salatasından bir çok mezeye herşey mevcut. Yani bu şehirde de çalışan kadınlar çok şanslı. 😉

İlk gün yemek yediğimiz Cari Cu Bere’den bahsetmesem olmaz. Geleneksel bir Romen restoranı, gerek lezzetleri ile gerekse iç dekorasyonu ile gerçekten özel bir mekan. Fiyatları normalin bir tık üzerinde fakat öğrenci kartını gösterene öğrenci indirimi var. Rezervasyonsuz yer bulmak imkansız.

Cari Cu Bere

Bükreş’te 2. Gün
Bu gün Bükreş sokaklarına ilk durağımız olacak olan parlemento binasına gitmek için çıkmıştık. Otelimizden yürüyerek sanırım 45 dakikada Parlemento binasına vardık ama tabii ki arada Cişmigiu parkına uğradığımız için bu kadar uzun sürdü. Neyse parlemento binasına geri dönecek olursak burayı gezebilmek için önceden randevu almanız gerekiyor. Ben geldim hadi beni gezdirin yok maalesef. Tabii ki biz önceden randevu almadığımız için dışarıdan bakmakla yetindik. 🙈
Cişimigiu parkı ise bu ayda bile bence çok güzeldi. Bahar aylarında yemyeşil bir cennet gibidir eminim. O zaman hadi fotoğraflara bakın bakalım beğenecek misiniz?

Cişimigiu Parkı
Bahar aylarında yemyeşil ve çok daha keyifli oluyor

Sırada parlemento binası

Bütün diktatörler gibi Çavuşesku da kendine ait devasa bir sarayı olsun istemiş. Bölgede 30 bin kişinin yaşadığı semti tamamen yıktırıp tüm malzemeleri Romanya’dan getirilen bu devasa binayı yaptırmış.
Ama binanın bitişini göremeden öldürülmüş
Biz sadece binayı dışardan fotoğraflaya bildik, daha önceden randevu almadığımız için içerisini maalesef gezemedik 😔

Ve bu günün güzel süprizi de küçük de olsa bir Christmas market görmek oldu.

Bükreş sandığımızın aksine pahalı bir şehir olarak çıktı karşımıza. Özellikle hediyelik ve gıda olarak pahalı bir şehir.

Ve bu gün son olarak size akşam yemeği yediğimiz İtalyan Restoranından bahsetmek istiyorum. Paine şi Vin restoranımızın adı. Gerek lezzetleri olsun, gerek ambiası olsun gerçekten çok güzeldi. Pizzaları ve şarapları dışında dekorasyonunu da çok sevdim. Ahşap döşenmiş sıcacık bir ortamı var. Bebek bakım odası bile çok sevimli 🐣

Avizeleri çandan yapıp halat ile asmış olmasını çok sevdim. Dekorasyonun tamamı nerdeyse ağaç
Bebek bakım odası
Lavabo ve musluklar bakır

Bükreş’te 3. Gün

Bize 2 gün yetti aslında 3. güne bir şey kalmadı desem yalan olmaz. Ama dönüşümüze bir gün daha olduğuna göre bizde bugün Alış Veriş Merkezini gezelim dedik. Çok kayda değer bir AVM olmasa da Promenada vakit geçirmek ve vitrin bakmak için ihtiyaç karşılıyor. İçinde bir kaç yiyecek, içecek mekanı da mevcut. 1-2 saat orada vakit geçirdikten sonra kendimizi adını çok duyduğumuz bir book store attık. Cartureşti Carusel adlı bu mekan da bizim D&R dan hallice bir kitap, plak, çay ve kahve ekipmanları ve hediyelikler satan bir kitapçı.

Cartureşti Carusel

Sanırım 2019 yılının son seyahatini Romanya Bükreş’e yaptık. Böylece de bu yılı kapatmış olacağız.

2020 yılında yeni yerleri gezip, görüp sizlerle paylaşmak için hepinize şimdiden 2020 yılının sağlık, huzur, aşk ve para getirmesini diyorum.

Sevgi ile kalın😘

Münih

Merhaba sevgili takipçilerim,

Uzun bir süredir yoktum malum kış yeni yeni yüzünü göstermeye başladı bende hem bunu fırsat bildim hemde Avrupa da Christmas zamanını fırsat bildim ve düştüm yine yollara. Hem bol bol fotoğraflar çektim hemde renkli, ışıklı Christmas Marketleri dolaştım.

İstabul Havaalanından çıktık yola..

Yağmurlu bir Münih sabahından hepinize sevgiler..
Bu günün ilk durağı St. Michael Kilisesi Münih’te görülmesi gereken yerlerden bir tanesi ve gerçekte etkileyici bir gotik mimariye sahip. Şu anda içinde bazı yerler tadilat aşamasında olduğu için ziyarete açık alanların fotoğraflaya bildim.

İkinci durağımız da asıl gezi sebebimiz olan Christmas Marketlar. Yine çok renkli, yine cıvıl cıvıl. Mairenplatz meydanının her yerine yayılmış durumda. İnsanların yüzleri gülüyor, herkes hayatından memnun. Avrupa’daki en sevdiğim şeylerden biri de yaşlı Avrupalıların hayattan kopmamış olmaları. Yaşları +70 olmasına rağmen hepsinin yüzdende tatlı bir tebessüm ve içlerinde hala yaşama sevinci var. Kimisi dışarda yemeğini yerken, kimisi şarabını, kahvesini, birasını yudumluyor. Ülkemin insanlarının yüzünde de bu mutluluğu görmek umudu ile..

Her stant ayrı güzel. Bu stant da kapı süsleri tamamen el yapımı fiyatları 20 Euro’dan başlıyor
Ev yapımı yeni yıl kurabiyeleri, üzerleri süslü yemeye kıyamaya bilirsiniz 😋
St. Peter’s Kilisesi
Nalbur ürünü çikolatalar 🙂
Anahtar, çekiç, vida, ampul ve daha neler neler
El yapımı yeni yıl süsleri
Ve yine çikolata, kurabiye ve kekler
En çok ilgimi çeken stantlardan biri de bu seramik standı oldu. Hepsi birbirinden güzel çorba kaseleri, kek ve ekmek kalıpları, tereyağ kapları, çerezlik ve reçellikler, kavanozlar, tencereler.. Tabii el emeği olduğu için fiyatları bayağı bir pahalıydı.
Tahta hediyelik ürünler de çok şık ve zarif
Tabii ki bunlarda el yapımı olduğu için fiyatları biraz pahalı
Tokalar ve iğneler çok şık..

Ve tabii ki sırada değişmez adreslerimden pazar gezmeleri. Bilenler bilir yurt dışında meyve sebze pazarı gezmeyi çok severim. Bağıran çağıran pazarcılar yoktur. Son derece sakin ve çeşit çeşit meyve sebze görebilirsiniz. Hatta hiç tanımadıklarınızı. Ben bu kez patatesin 11 çeşidini saydım. Lahananın üçgen prizma hali ile tanıştım. Jack Frucht diye devasa bir meyve ve Durian diye bir dikenli kabuklu bir meyve ile müşerref oldum 🙂 Haydi sizi de tanıştırayım☺️

İstesemiz kapı süslerini boş alıp kendi zevkinize göre süsleye bilirsiniz
Balık reyonunu atlamak olmazdı
Çeşit çeşit patates
Şarküterisiz olmaz

Ve bu renkli pazar alışverişinden sonra yolumuzun üzerinde bir peynir mağazası ile karşılaştık. Hollanda menşeyli bir mağaza. İçeride envai çeşit peynir var. Baharatlı, biberli, mantarlı, sarımsaklı, ballı, yeşil pestolu, kırmızı pestolu, lavantalı, isli, isli baharatlı ve unuttuğum bir çok çeşit daha. Tabii sadece peynir çeşitleri değil peynir aksesuarları da var. Peynir kesme aparatları, minik şarap tanecikleri (peynirle ikram edebilmek için), özel peynir sosları gibi gerçekten çok keyifli bir mağaza.

Evet sevgili takipçilerim bu gezi de böyle bitti. Yeni seyahatte görüşmek üzere kendinize iyi bakın ve beni takip etmeye devam edin 😊

Amara Dolce Vita

Aslında bir markanın reklamını yapmak gibi bir durum olmaması adına özellikle otel adı vererek bir yazı yazmayı planlamamıştım sevgili takipçilerim..

Ama Kemer Tekirova’da bulunan bu otel bizim için çok değerli bir otel. Son 10 yıldır neredeyse sezonda en az 2-3 kere geldiğimiz, her geldiğimizde de farklı keyifler alıp, yeni güzel anılar biriktirdiğimiz bir otelden çok yazlık evimiz gibi olan bir yer aslında. Bu yüzden de sizlerle otelden, Restorantlardan, güzel yemek sunumlarından fotoğraflar paylaşmak isterim ki sizlerde belki gitmek bu güzel deneyimi yaşamak istersiniz..

Otel odası
Oda manzara
Deniz suyu Havuzu
Deniz suyu Havuzu
Pescatore Restaurant’dan manzara

Fotoğraflardan da anlayacağınız gibi rüya gibi bir tatil yapmak istiyorsanız Genel müdüründen sekreterine, yiyecek içecek müdüründen barlar müdürüne, garsonundan komisine sizi mutlu etmek için ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar

Avusturya

Bad Ischl

Merhaba dostlar,
Bu gezimizde İstanbuldan Münih’e uçup araba kiralayıp Avusturya tarafına geçtik. 3 saate yakın müthiş manzaralı bir araba yolculuğundan sonra konaklayacağımız Pension Waldesruh’ a geldik. Küçük bir aile işletmesi olan otelimiz bir kasaba evi. Odaları temiz ve ferah. Otoparkı var. Otelin yan tarafı yine otel işletmecileri tarafından işletilen bir İtalyan restoranı Pizzria Napoli. Yemekleri başarılı, özellikle lazanya ve pizzaları, şarapları çok iyi. Tek sıkıntı sadece nakit geçiyor olması. Biz 4 günlük seyahatimiz süresince 3 gece burada konaklayıp çevre kasabaları göreceğiz. Ve tabii ki ben sizlerle bol bol fotoğraf paylaşacağım.

Hallstatt

İlk günümüzü Bad Ischl de geçirip bir süre kasabayı gezdikten sonra ertesi gün Hallstatt’a doğru yola çıktık.

İkinci günümüz
Hallstatt UNESCO dünya mirasında olan bir kasaba. Mükemmel bir görsel manzarası, tertemiz bir havası var. Yolu neredeyse tek şerit resimde de göreceğiniz gibi. İki araç karşılıklı denk geldiğinde birinin mutlaka kenara iyice yanaşıp durması gerekiyor. Ama hal böyleylen bile sorunsuz seyahat edilebiliyor. Çünkü insanlar saygılı…
Bu yol bizim ülkemizde olsa yolun sağında solunda olan ağaçları kesip gidiş dönüş çift şeritli yol yapardı belediyemiz. O resimlerde gördüğünüz göl kenarında hiç bir turistlik tesis yok, kafe, restoran yok. Onlar daha çok sokak içine konumlanmış durumda. Bizde olsa gölün kenarını beton ile doldurup hacminin üç beş katı kafe, çay bahçesi, restoran doldurdu köylü kurnazı zihniyet.
Ama burada öyle bir telaş yok. Sakin, sessiz, saygılı ve gerçekten yolda yürüyen insanlar bile güler yüzlü, günaydın diyorlar herkese tanışmak gerekmiyor tebessümlerinden nasiplenmek için. Kendi apartmanımda kimseyi tanımayan ben bile burada insanlara gülümseyerek iyi temennilerde bulunuyorum yolda yürürken bile.
Yani demem o ki gelin hem güzellikleri görün, hem de gülümseyen insanların arasında ruhunuzu güzelleştirin…
Maalesef son döviz kuru oynamalarından sonra biraz pahalı bir kasaba. Genelde nakit çalışıyorlar, bir çık yerde kredi kartı geçmiyor.

3. Günümüz
Bu gün yine daracık yollardan (otoban) küçük kasabalara günübirlik geziler yaptık. İlk durağımız Gmunden. Traunsee Gölü ile ünlü bir kasaba. Ayrıca kasabaya 1800’lü yıllardan beri el sürülmemiş. Her hangi bir sorunda sadece aslına uygun şekilde restore edildiği için sanki tarihin içinde geziyor gibi hissettik. Kendi adıma, yeni model arabalar, modern giyimli insanlar olmasa o tarihe gittiğime yemin bile edebilirdim. Keramik işçiliği ile de ünlü bir yer burası. Ama Pazar günü gezmek için çok ideal değil çünkü hemen her yer kapalı. İnsanlar sadece göl kenarında yürüyüşe çıkıyor. Bir kaç açık olan kafe ve Restorant var o kadar. Alış veriş yapmak için yalnış bir gündü. Ve maalesef burada da kredi kartı geçen mekan sayısı çok az. Nakit taşımak şart.

Güzel keramiklerden seçtiklerim. Çok şirin değiller mi sizce de?

Burası da üçüncü günün ikinci durağı Strobl. Burada da güzel bir göl karşıladı bizi. Hava burada biraz daha soğukmuş sanırım bir kaç zaman önce ki göl yer yer donmuştu. Ama manzara bir Harika..

Ve bu günün son rotası Wolfgang. Strobl’ın tam karşısında (gölün tam karşı kıyısı) burası da buram buram tarih kokan bir yer, en yeni bina 1600 lerden kalma. Çoğu bina otel, restoran, kafe şeklinde hizmet veriyor. Buraya gelmeden önce neden Türkiyede keşfedemediğimiz için üzüldüğümüz bir yer. Buradaki otellerden birinde konaklayamamak üzdü açıkçası bizi. (Neyse artık bir daha gelmek şart oldu 🙂 ) Bir de tamamen el yapımı ürünler satan mağazalar var ki mükemmel. Özellikle maketleri çok sevdim ama maalesef ürünlerin sadece vitrinden resimlerini çekebildim. Çünkü Pazar günü olduğu için kapalı idi 😞

İşte bu masal kasabalarındaki son günümüz de böyle güzel karelerle bitti. Yarın Münih’e doğru yola çıkacağız. Bir gece de Münih’te konaklayıp kürkçü dükkanına dönüş yolu başlayacak.

Ben buraları gezip görmekten büyük keyif aldım. Umarım sizde okumak ve fotoğraflara bakmaktan keyif alırsınız. Bu geziden de bu kadar. Yeni yazı yeni hikayede görüşmek üzere..

Sevgiyle kalın ☺️

Lizbon

Merhaba sevgili takipçilerim,

Bu yazıda size Lizbondan bahsedeceğim. Mart aynın başında güzel bir hafta sonu geçirdik bu şirin, buram buram tarih kokan şehirde. Uçaktan indikten sonra Ülkeye girişimiz biraz uzun sürdü maalesef vize kontrolde tek banko çalışıyordu 😦 Ama sonrasında her şey keyifli geçti.

Bu defa değişiklik yapıp öncelikle Lizbon hakkında kısa bir bilgi ile giriş yapalım ne dersiniz?

Bildiğiniz gibi Lizbon Portekizin başkenti, ve tıpkı İstanbul gibi dünyanın 2 yakası olan nadir şehirlerinden biridir. Batı Avrupanın en eski şehirlerinden biri olan Lizbon’un beşeri tarihi M.Ö. 1200 lü yıllara dayanır. Şimdi bizde bu tarihi şehri fotoğraflarla gezelim..

Lizbon’a havadan iniş görsel anlamda gerçek bir şölen. Mavi ve yeşilin doğal uyumu bizi büyüledi..

İlk günümüzde biraz da yol yorgunu olduğumuz için Lizbon’da uzun bir hop on hop off turu yaptık. Öncelikle şehrin gezilip görülecek yerlerini otobüsün üst katından keşfettik ki yarın nokta atışı ziyaretlerde buluna bilelim. Ama günün sonunda Lizbon’da beni en çok etkileyen meydanları oldu. Geniş caddeler ve her cadde başında ve de sonunda var olan geniş meydanlar. Lizbon deprem kuşağı üzerinde olduğu için şehir bir çok kez yerle bir olmuş ama her yıkılıştan sonra aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Bu meydanlar deprem sırasında insanların toplanması için yapılmış toplanma alanları aslında. Ama hafta sonları halk ve turistler içinde iyi bir dolaşma alanı. Etrafı yeşil alan, kafe, restoran ve ünlü ve yerel mağazalarla çevrili geniş meydanlar. Hatta bu gün bir tanesinde zenci vatandaşların bir istek direnişi bile vardı. Polisler, göstericiler kardeş kardeş vakit geçirdiler. ☺️ Göstericiler gösterilerini yaptılar, vakitleri dolunca da dağıldılar. Ne bir arbede, ne bir gaz, ne de su vardı 🤔 O zaman fotoğraflara bakalım mı?

Belem Kalesi

Lizbon un önemli sembollerinden biridir. Şehir merkezinden 2,5km uzakta ve turistlerin uğrak yerlerinin başında gelmektedir. Kulenin bulunduğu hattın diğer ucunda da Kaşifler Anıtı vardır.

Kaşifler Anıtı

Lizbon küçük bir şehir olmasına rağmen yoğun tarihi ve kültürel içeriği ile fazla zaman ayrılmasını hak ediyor. Bu nedenle tıpkı İstanbul gibi 2 yakaya yayılmış kente 4 ya da 5 gün ayırırsanız, tarihi mekânları rahatça gezebilir hem de kenti eşsiz kılan yerel müziği ve mutfak kültürünün detaylarını öğrenebilirsiniz. 

Jeronimos Manastırı

Belém Kulesi’ne yakın konumdaki Jerónimos Manastırı, eski bir kilisenin yerine I. Manuel’in emri doğrultusunda 1501-1601 yılları arasında inşa edilmiş. Uzunca bir süre denizcilere yardım eden keşişlere ev sahipliği yapan manastır, tıpkı kule gibi geç Gotik mimarinin Portekiz’de benimsenmiş hali olan Manueline stilinde tasarlanmış. Ünlü Kâşif Vasco de Gama‘nın mezarının bulunduğu binanın bazı kısımları günümüzde Denizcilik ve Arkeoloji müzeleri tarafından kullanılıyor.

Sırada Lizbonun en eski mahallelerinden Alfama Bölgesi

Geçmişte kadınların deniz aşırı yolculuklara çıkacak sevgililerini veya eşlerini uğurlarken söyledikleri Fado’nun çıkış noktası sayılan Alfama’nın Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürürken fayans kaplı evleri görme olanağına kavuşabilirsiniz.

28 nolu Tramvay

Nostaljik bir toplu taşıma aracı içerisinde keyifli bir yolculuk yapmak isterseniz, 28 Nolu Tramvay‘a binebilirsiniz. Sarı rengi ve ahşap ağırlıklı iç bölümüyle konuklarına eşine az rastlanır bir deneyim yaşatan tramvay, São Jorge Kalesi ile Bairro Altoarasındaki 10 kilometre uzunluğa sahip hatta hizmet veriyor.

Turizm sezonunda her gün binlerce gezginin bindiği araç yolculuğu boyunca Graça, Mouraria, Alfama, Baixa, Chiado ve Madragoa’dan geçiyor.

Bu kadar dolaştıktan sonra bir kahve molası verelim diyorsanız sizi Belem Pastanesi karşılıyor. Yöresel ve özel lezzetleri demeyi seviyorsanız Belem tatlısını yani yöresel adı ile Pastel de Nata isimli turtayı deneye bilirsiniz.

Tarifi gizli tutulan bu eşsiz lezzet, ilk olarak pastanenin hemen karşı çaprazındaki Jeronimos Manastırı’ndaki rahibeler tarafından 18. yüzyılda topluluğa ek gelir getirmesi için yapılmaya başlanmış. 1820’li yıllarda manastır kapatılmış; ancak fırında üretim devam etmiş. Sonraki yıllarda ise bu fırın Belem Pastanesi’ne dönüşmüş.

1837 yılında açılan pastane, özellikle tatlı hamur işlerinden hoşlananlar için adeta bir mabet niteliğinde.

Hazır yiyeceklerden ve kalorili konulardan bahsetmişken Rua Agusta meydanında dolaşırken tanzim satış çadırı gibi bir yer ile karşılaştık. Bir alan şarküteri, bir alan peynir, bir alan şarap, bir alan bal ve marmelat, bir alan takı ve hediyelik gibi ürünler satıyordu. Hatta yiyecek satan şarküteri tarzı tezgahlar talep halinde çıtır çıtır ekmeklere sandviç hazırlıyorlar. Diğer içecek satan standlardan da şarap, bira, meyve suyu gibi bir içecek alarak sokak lezzeti haline getirebilirsiniz. İşte bunlarda belgeleri.

Şimdi de farklı bir konudan bahsedeyim size. Lizbon işlemeleri de çok seviyor, bir çok Avrupa ülkesinden daha fazla yün, şiş, tığ, iğne-iplik, ve hemen hemen şehrin her yerinde işleme yapan mağazalar, sokak arası dükkanlar gördüm. Bebek eşyalarından doktor önlüklerine, aşçı önlüklerinden, mutfak eşyalarına, havlulara ve bir çok ev tekstiline çok güzel işlemeler yapıyorlar. Dikişi nakışı çok seviyorlar ve el emeğine çok değer veriyorlar. Bende çok sevdiğim bir kaç kareyi paylaşmak isterim sizlerle😍

Evet Dönüş yolculuğu başladı. 4 günlük gezimizin sonuna geldik. Güzel bir Lizbon, Benfica, Fátima seyahatiydi. Lizbon gerçekten güzel bir Avrupa başkenti. Diğer Avrupa şehirlerine oranla daha ucuz bir şehir. Portekiz mutfağı için çok iyi diyemeyeceğim ama karma dünya mutfağı sayesinde aç kalmazsınız. Ben şehrin geniş meydanlarını, trafiksiz yollarını, kocaman ve yemyeşil parklarını, tarihi dokusunu çok sevdim. Bir kaç güzel fotoğraf ile bu yazımızı da sonlandıralım, yeni yazıda görüşmek üzere

Umarım yine yolumuz kesişir seninle Lizbon 🙏🏻

Philadelphia

Liberty Bell

Sevgili takipçilerim dün de yazdığım gibi bu gün size Philadelphia’dan bahsedeceğim. 23 martta oradaydım ve gerçekten çok soğuk ve yağmurlu bir gün olmasına karşın yine de bol bol gezdim, gördüm fotoğrafladım. Bu günkü rotalarımın arasında Benjamin Franklin mezarı, Liberty Bell (Özgürlük Çanı), Independence Visitor Center (Bağımsızlık Merkezi), Betsy Ross House (İlk Amerikan Bayrağını diken kadının evi) ve bir kaç tarihi sokak gördük ve fotoğrafladım. E hadi o zaman bakın bakalım siz de sevecek misiniz?

Benjamin Franklin’in mezarı küçük bir klisenin bahçesinde birkaç aile ferdi ile birlikte aynı bahçeye defnedilmiş. Çok sade ve gösterişten uzak mütevazi bir mezar.

Özgürlük çanı

Bağımsızlık merkezi.

Betsy Ross’un evinin bahçesi. Bahçe içerisinde küçük bir hediyelik eşya satış mağazası da var. Dilerseniz evin içini de gezebilirsiniz.

Sevimli eski sokaklar ve şirin bir kahve dükkanında biraz ısınma ve dinleme molası

Dinlediğimize göre New York’a doğru yola çıkma zamanı geldi. Zaten nerede ise gün de bitti. O zaman gelsin New York fotoğrafları..

Öncelikle Columbia University

Üniversite kampüsü çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir çok farklı ülkeden öğrencileri ile çeşitlilik, renklilik çok güzel.

Şimdi de size biraz kalorili şeylerden bahsedeyim 😊

New York da çok sevdiğim bir BBQ restoranından bahsetmek istiyorum. Her geldiğimizde mutlaka uğradığımız ve New York’a gelecek olan kişilere de mutlaka tavsiye ettiğim bir yer. Mutlaka rezervasyon yaptırın derim çünkü her daim kalabalık ve mutlaka sıra bekleyen kişilerle dolu. Mekanın adı GYU-KAKU JAPANESE BBQ. Etlerinizi, sebzeleriniz sipariş verdikten sonra masanızın ortasındaki pişirme alanında kendiniz pişiriyorsunuz. Pilav, salata ve içeceklerinizi garsonlar servis ediyor. Yemeğin finalini de kızarmış marshmallow ile yapabilirsiniz. Bence çok leziz 😋

Biraz da size New Jersey deki güzel ve sevimli evlerden bahsedeyim. Geniş alanlar üzerine kurulmuş birbirinden uzak inşa edilmiş müstakil kimisi tek katlı kimisi üç katlı bu güzel evleri fotoğraflamak çok keyifliydi. Buyurun o zaman.

Bu son Amerika yazısı ile şimdilik size veda ediyorum. En kısa zamanda yeni yazımda size Lizbon’dan bahsedeceğim.

Washington şehir turu..

Merhaba sevgili takipçilerim,

Washington şehir turumuzun ilk durağı Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi. Kozmonot ve astronotların ilk kıyafetleri, uzaya ilk çıkan araçlar, ilk radarlar, uzaydan ilk çekilen fotoğraflar, ve astronotların yıkanma ve dinlenme alanlarını gördük. Gerçekten etkileyici bir yer hele ki uzay ve uzay bilimine ilginiz varsa.. umarım fotoğraflardan keyif alırsınız..

Uzaydan ilk çekilen fotoğraflar..

Ama beni asıl etkileyen ve şaşırtan astronotların banyo yaptığı ve dinlendiği alan oldu. Gerçekten çok dar ve rahatsız görünüyor:))

:))

Bu günün ikinci durağında Washingtonda Dünya Savaşı Anıtı, Lincoln Anıtı, White House, National Christmas Tree gördük. Beğendik 🙂 ama beni yine her zamanki gibi etkileyen çok çok geniş bir alanı (nerdeyse 1 semt kadar) boş bırakıp sadece park ve yürüme alanı yapmaları oldu. Resimlerden çok belli olmaya bilir ama çok çok geniş bir alan..

İşte fotoğraflar 😉

Önce Dünya Savaşı Anıtı

Lincoln Anıtı

White House

National Christmas Tree

Ve işte karşınızda o kocaman geniş alan.

İçerisinde herhangi bir şey yok. Büfe, bank, oturabileceğiniz her hangi bir yer. Sadece evinizden sandviçinizi ve içeceğinizi alıp piknik örtünüzle, varsa çocuğunuz veya evcil hayvanınızla gelip sakinliğin tadını çıkarabilirsiniz. Yağmursuz günlerde kitabınızı alıp güneşin keyfini çıkarabileceğiniz bir alan.

E bu kadar gezdikten sonra acıktık tabii, Ben’s Chili Bowl buraya özel bir sosu olan hot dog, burger ve bowl olan bir mekan. 1955 yılında kurulmuş, en eski dükkanı da burası küçük ve köhne ama değiştirmemişler. Hollywood yıldızlarından, Amerika Başkanlarının da uğrak noktası olan bu leziz mekanı gelmişken denemeye değer 😋

Yemekten sonra kahvesi olmaz dedik Philz Coffee yi denedik 🙂

Çılgın gibi yağmur yağmaya başlayınca bizde kendimizi arabamıza attık ve yakın civar kasabaları bir gezelim diye düşündük ve nevigatör bizi Alexandria kasabasına götürdü.

Burada bizi güzel bir sanat galerisi karşıladı. Eski torpido fabrikasını sanat galerisine dönüştürmüşler. Takılardan, tablolara, seramik objelerden, keçe şallara, tasarım butiklerden fotoğraf baskılarına kadar ilginç el sanatları ürünler var.

Bu günlük de bu kadar..Yeni yazımda size Philadelphia’dan bahsedeceğim. Ben çok severek gezdim umarım sizde severek okursunuz 😍

Washington ilk durak Annapolis

Atlantic City’den molalarla birlikte 5 saat gibi bir araba seyahati sonrası Washington’a geldik. Otelimize bavullarımızı bırakım günü kaybetmeden yollara döküldük yine. Bu arada Annapolis’te yol üstü şirin bir otelde konaklıyoruz.

Annapolis çok sevimli bir kıyı kasabası. Şirin mi şirin evleri, sevimli kafe ve minik işletmeleri ile gerçekten yaşanılası huzurlu bir yer.

Tabii ki o kadar yoldan gelince karnımız acıktı ve kendimizi yerel bir mekan bulduk Chick and Ruth’s Delly de ve o civarın ünlü lezzeti Crap Cakeps yani Yengeçli Keki denedik. İsmi ilk başta çok sevimli gelmese de lezzeti gerçekten çok güzeldi. Daha sonra da fried pickde yani bir çeşit sos bulanmış salatalık turşusu kızartması. Bu da kulağa ilginç gelse de lezzeti çok güzeldi.

Kim demiş Amerikalılar misafir perver değil diye, bizimle kendisi için özel yapılan fried pickde paylaşan dost teşekkürler..

Yemeğimizi de yediğimize göre biraz da bu güzel kasabayı gezelim değil mi ama..

Bugün Maryland eyaletinin Annapolis şehrini gezme ve tanıma şansım oldu. Aslında burası planlarımız arasında olan bir yer değildi ama iyiki bir bakalım demişiz diyebileceğimiz bir yer. Daracık tertemiz sokakları, 1800 lerden kalma evleri, sıcacık insanları ile çok keyif aldığımız bir küçük şehir oldu. Fotoğraflardan da göreceğiniz gibi çok şirin bir şehir. Eminim ki yaz aylarında çok daha hareketi ve keyifli oluyordur. Minik yat limanı ile aslında tam bir tatil yeri. Crabcake dedikleri Yengeç keki kesinlikle çok leziz. Okyanus şehri olduğu için deniz ürünleri yemekleri çok meşhur. Ayrıca şehir, 1800 lü yıllarda 1 yıl gibi kısa bir süre de eyaletin başkenti olmuş..

Bir dönemin parlemento şimdinin belediye binası

Bir dönemin parlemento şimdinin belediye binası

Sevimli ve rengarenk evler

Küçük yat limanı..

Atlantic City

Merhaba sevgili takipçilerim..

Güne New Jersey den başladık. Bu günkü rotamız Atlantik City. Yollar nasıl, manzara nasıl hiç bir fikrim yok. Ama bütün deneyimlerimizi sizlere paylaşacağım. Boston’da hava güzel bir ilkbahardan aşağıya indikçe hava soğumaya başladı ilginç bir şekilde. Çok rüzgârlı ve ciddi şekilde üşütüyor New York ve New Jersey. Atlantik City de soğuk görünüyor bakalım nasılmış.

O zaman Atlantik City’den görüşmek üzere 👍🏼😘

4 saat gibi bir yolculuktan sonra otelimize ulaştık.

Hard Rock Hotel & Casino Atlantic City. Burası New Jersey bölgesinin Las Vegas’ı olarak biliniyor. Yani doğunun Vegas’ı da diyebiliriz. Trafiğe kapalı yürüyüş yolu olan Boardwalk keyifli. Güzel bir kumsalı var ama Atlantik kış mevsiminde olduğumuz ve mevsim müsait olmadığı için kapalı. Sadece uzaktan fotoğraflaya bildim.

Hard Rock Hotel & Casino Atlantic City’den ünlülerin özel eşyalarının bulunduğu birkaç fotoğraf paylaşmak istedim sizlerle. Mesela fotoğrafta gördüğünüz araba Elvis Presley’e aitmiş. Rock yıldızlarının gitarları, Show kostümleri, özel eşyaları ve Hard Rock Cafe’nin ilk menüsü gibi..

Atlantic City ve Hard Rock Otel & Casino dan renkli ve güzel anılarla ayrılıyoruz. ♠️♦️♣️

Yeni rotamız Washington. 🚗

Washington ve civarındaki gezilerimizle devam edeceğiz yazılarımıza..

umarım sizlerde beğenerek takip edersiniz

Sevgiyle kalın 😍

Boston ile devam ediyoruz..

Bağımsızlık ayaklanmasının ilk başladığı yer olan “Boston Tea Party” şimdi müze, hediyelik eşya satış noktası ve “Abigail’s Tea Room” adı ile çay kafe olarak hizmet veriyor. İçeriye bir fincan ücreti ödeyip sınırsız çay içebiliyorsunuz. İngilizlerin deniz yolu ile getirdikleri çay paketlerini Amerikalıların denize atıp mali zarara uğratması ile başlayan ayaklanma bağımsızlık ayaklanmasının ilk adımı ve başlangıcı olarak anılıyor.

Boston Common parkı 1630 yılında yapılmış ve çok büyük bir park. O yıldan bu zamana kadar el değmemiş, istimlak edilmememiş. Darısı ülkemizin başına 🙏🏻

Meşhur “Cheers” dizisinin çekildiği bar. Esas adı Bull And Finch Pub olan mekan dizi burada çekilip çok ünlü olunca mekan da adını dizi adı ile aynı hale getiriyor.

Eski üç binayı “South Market”, “Quincy Market”, “North Market” isimleri ile alış veriş merkezi haline getirip, ilk giriş katlarını ülkelere göre yemek satış alanları yapmışlar. Küçük küçük hediyelik eşya bölümleri de var. Çok şık ve tam turist çeker mekanlar oluşturmuşlar.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın