Lizbon

Merhaba sevgili takipçilerim,

Bu yazıda size Lizbondan bahsedeceğim. Mart aynın başında güzel bir hafta sonu geçirdik bu şirin, buram buram tarih kokan şehirde. Uçaktan indikten sonra Ülkeye girişimiz biraz uzun sürdü maalesef vize kontrolde tek banko çalışıyordu 😦 Ama sonrasında her şey keyifli geçti.

Bu defa değişiklik yapıp öncelikle Lizbon hakkında kısa bir bilgi ile giriş yapalım ne dersiniz?

Bildiğiniz gibi Lizbon Portekizin başkenti, ve tıpkı İstanbul gibi dünyanın 2 yakası olan nadir şehirlerinden biridir. Batı Avrupanın en eski şehirlerinden biri olan Lizbon’un beşeri tarihi M.Ö. 1200 lü yıllara dayanır. Şimdi bizde bu tarihi şehri fotoğraflarla gezelim..

Lizbon’a havadan iniş görsel anlamda gerçek bir şölen. Mavi ve yeşilin doğal uyumu bizi büyüledi..

İlk günümüzde biraz da yol yorgunu olduğumuz için Lizbon’da uzun bir hop on hop off turu yaptık. Öncelikle şehrin gezilip görülecek yerlerini otobüsün üst katından keşfettik ki yarın nokta atışı ziyaretlerde buluna bilelim. Ama günün sonunda Lizbon’da beni en çok etkileyen meydanları oldu. Geniş caddeler ve her cadde başında ve de sonunda var olan geniş meydanlar. Lizbon deprem kuşağı üzerinde olduğu için şehir bir çok kez yerle bir olmuş ama her yıkılıştan sonra aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Bu meydanlar deprem sırasında insanların toplanması için yapılmış toplanma alanları aslında. Ama hafta sonları halk ve turistler içinde iyi bir dolaşma alanı. Etrafı yeşil alan, kafe, restoran ve ünlü ve yerel mağazalarla çevrili geniş meydanlar. Hatta bu gün bir tanesinde zenci vatandaşların bir istek direnişi bile vardı. Polisler, göstericiler kardeş kardeş vakit geçirdiler. ☺️ Göstericiler gösterilerini yaptılar, vakitleri dolunca da dağıldılar. Ne bir arbede, ne bir gaz, ne de su vardı 🤔 O zaman fotoğraflara bakalım mı?

Belem Kalesi

Lizbon un önemli sembollerinden biridir. Şehir merkezinden 2,5km uzakta ve turistlerin uğrak yerlerinin başında gelmektedir. Kulenin bulunduğu hattın diğer ucunda da Kaşifler Anıtı vardır.

Kaşifler Anıtı

Lizbon küçük bir şehir olmasına rağmen yoğun tarihi ve kültürel içeriği ile fazla zaman ayrılmasını hak ediyor. Bu nedenle tıpkı İstanbul gibi 2 yakaya yayılmış kente 4 ya da 5 gün ayırırsanız, tarihi mekânları rahatça gezebilir hem de kenti eşsiz kılan yerel müziği ve mutfak kültürünün detaylarını öğrenebilirsiniz. 

Jeronimos Manastırı

Belém Kulesi’ne yakın konumdaki Jerónimos Manastırı, eski bir kilisenin yerine I. Manuel’in emri doğrultusunda 1501-1601 yılları arasında inşa edilmiş. Uzunca bir süre denizcilere yardım eden keşişlere ev sahipliği yapan manastır, tıpkı kule gibi geç Gotik mimarinin Portekiz’de benimsenmiş hali olan Manueline stilinde tasarlanmış. Ünlü Kâşif Vasco de Gama‘nın mezarının bulunduğu binanın bazı kısımları günümüzde Denizcilik ve Arkeoloji müzeleri tarafından kullanılıyor.

Sırada Lizbonun en eski mahallelerinden Alfama Bölgesi

Geçmişte kadınların deniz aşırı yolculuklara çıkacak sevgililerini veya eşlerini uğurlarken söyledikleri Fado’nun çıkış noktası sayılan Alfama’nın Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürürken fayans kaplı evleri görme olanağına kavuşabilirsiniz.

28 nolu Tramvay

Nostaljik bir toplu taşıma aracı içerisinde keyifli bir yolculuk yapmak isterseniz, 28 Nolu Tramvay‘a binebilirsiniz. Sarı rengi ve ahşap ağırlıklı iç bölümüyle konuklarına eşine az rastlanır bir deneyim yaşatan tramvay, São Jorge Kalesi ile Bairro Altoarasındaki 10 kilometre uzunluğa sahip hatta hizmet veriyor.

Turizm sezonunda her gün binlerce gezginin bindiği araç yolculuğu boyunca Graça, Mouraria, Alfama, Baixa, Chiado ve Madragoa’dan geçiyor.

Bu kadar dolaştıktan sonra bir kahve molası verelim diyorsanız sizi Belem Pastanesi karşılıyor. Yöresel ve özel lezzetleri demeyi seviyorsanız Belem tatlısını yani yöresel adı ile Pastel de Nata isimli turtayı deneye bilirsiniz.

Tarifi gizli tutulan bu eşsiz lezzet, ilk olarak pastanenin hemen karşı çaprazındaki Jeronimos Manastırı’ndaki rahibeler tarafından 18. yüzyılda topluluğa ek gelir getirmesi için yapılmaya başlanmış. 1820’li yıllarda manastır kapatılmış; ancak fırında üretim devam etmiş. Sonraki yıllarda ise bu fırın Belem Pastanesi’ne dönüşmüş.

1837 yılında açılan pastane, özellikle tatlı hamur işlerinden hoşlananlar için adeta bir mabet niteliğinde.

Hazır yiyeceklerden ve kalorili konulardan bahsetmişken Rua Agusta meydanında dolaşırken tanzim satış çadırı gibi bir yer ile karşılaştık. Bir alan şarküteri, bir alan peynir, bir alan şarap, bir alan bal ve marmelat, bir alan takı ve hediyelik gibi ürünler satıyordu. Hatta yiyecek satan şarküteri tarzı tezgahlar talep halinde çıtır çıtır ekmeklere sandviç hazırlıyorlar. Diğer içecek satan standlardan da şarap, bira, meyve suyu gibi bir içecek alarak sokak lezzeti haline getirebilirsiniz. İşte bunlarda belgeleri.

Şimdi de farklı bir konudan bahsedeyim size. Lizbon işlemeleri de çok seviyor, bir çok Avrupa ülkesinden daha fazla yün, şiş, tığ, iğne-iplik, ve hemen hemen şehrin her yerinde işleme yapan mağazalar, sokak arası dükkanlar gördüm. Bebek eşyalarından doktor önlüklerine, aşçı önlüklerinden, mutfak eşyalarına, havlulara ve bir çok ev tekstiline çok güzel işlemeler yapıyorlar. Dikişi nakışı çok seviyorlar ve el emeğine çok değer veriyorlar. Bende çok sevdiğim bir kaç kareyi paylaşmak isterim sizlerle😍

Evet Dönüş yolculuğu başladı. 4 günlük gezimizin sonuna geldik. Güzel bir Lizbon, Benfica, Fátima seyahatiydi. Lizbon gerçekten güzel bir Avrupa başkenti. Diğer Avrupa şehirlerine oranla daha ucuz bir şehir. Portekiz mutfağı için çok iyi diyemeyeceğim ama karma dünya mutfağı sayesinde aç kalmazsınız. Ben şehrin geniş meydanlarını, trafiksiz yollarını, kocaman ve yemyeşil parklarını, tarihi dokusunu çok sevdim. Bir kaç güzel fotoğraf ile bu yazımızı da sonlandıralım, yeni yazıda görüşmek üzere

Umarım yine yolumuz kesişir seninle Lizbon 🙏🏻

mymoonishitchhiking tarafından yayınlandı

I travel, eat and enjoy life.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın